21. gün: 5 Eylül 2008, Torino
2-3 saatlik bir yolculukla Torino’ya varıyoruz. Şehrin girişinde başlayan çimen ve toprak kokusu, ve her yerin yemyeşil olması artık kuzey’e geldiğimizi, Alpler’e benzer bir iklimin başladığını söylüyor.
Öğleden sonra şehri turluyoruz. Büyük meydanları, İstiklal Caddesi’ne benzer trafiğe kapalı caddeleri ve tarihi dokusuyla çok güzel bir şehir.
Akşamında da o büyük ana meydanda tüm gençlik biralarını içiyor, biz de eşlik ediyoruz :)
22. gün: 6 Eylül 2008, Torino’dan Milano’ya
Sabah Torino’dan ayrılıp şehrin hemen kuzeyindeki bir tepede gözümüze çarpan kiliseye gidelim diyoruz.
Kiliseye bir parkın içinden kıvrıla kıvrıla yükselen tek şeritli asfalt yolla ulaşılıyor. Fakat yolun ortalarında bir yerde Jandarma bizi durduruyor, ehliyet, ruhsat, tamam. Eee, niye durdurulduk ? Bu yola motosiklet girmesi yasak! Yahu vızır vızır araba geçiyor yanımızdan? Olsun, motosiklet yasak! Meğerse motosikletler bu virajlı yolda hız yapıyorlarmış, parkta çok ses oluyor diye de yasaklamışlar. Adam illa ceza kesecek, 50 euro falan diyor. Balayı dedik, bilmiyoduk dedik, acındırdık, yalvar yakar ikna ettik sonunda :) Kilisede de öyle matah birşey yokmuş zaten...
Artık yolumuz Milano. Otobandan 1-1,5 saat belki. Ama yine bir sıkıntı var, otobana bağlantıyı polis kapatmış, başbakan geçecekmiş.
Demek ki sırf bizde olmuyor yol kapatmalar. Neyse, yarım saat sonra yol açılıyor ve akşamüstü Milano’ya varıyor ve şehir merkezinde ufak bir otele yerleşiyoruz.
23. gün: 7 Eylül 2008, Milano
Sabah önceden tarihlerine bakıp not ettiğimiz bir tasarım ürünler fuarına gidiyoruz. Fuar alanı aynı zamanda Massimiliano Fuksas adında ünlü bir İtalyan mimarın eseri. Açık alanlardaki üst örtüler çok dinamik, her an başka bir perspektif yaratıyor. Velhasıl fuarda pek bir numara yokmuş, ama ikram patates püresi üzeri havyarı ve nutellalı krebi güzelce bir götürdük o ayrıııııı...
Öğleden sonra ve akşam şehir merkezinde biraz dolanıp otele dönüyoruz.
24. gün: 8 Eylül 2008, Milano, Como
Hep duyduğumuz Como Gölü’ne doğru yola çıkıyoruz, beklenti yüksek olunca gördüğünde hayal kırıklığı olabiliyor ya, işte tam da öyle oluyor.
Birkaç gün önce Orta Gölü’nden fazlasıyla etkilenmiş olmamızın da etkisiyle 1-2 saat takılıp tekrar Milano’ya dönüyoruz.
Umut: Demet halsiz yorgun hissedince otele dönüyor. Ben biraz dolanmak için dışarılardayım.
Demet: Sevgilim dönüşte çiçeği ve içimi ısıtacak domates çorbası ile çıkageliyor. Canım benim :)
25. gün: 9 Eylül 2008, Trento
Neyse ki uzun bir uykuyla ertesi sabah gün güzel başlıyor ikimiz için de.
Böyle motosiklet turlarında büyük şehirleri gezmek hem masraflı oluyor hem süre istiyor. Sadece genel havasını alıp Milano’dan ayrılıp kuzeye yöneliyoruz.
Trento, çok güzel bir kasaba, gölün kenarında bir kamping’de gün bitiyor...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder