Pazar, Ağustos 31, 2008

2008 İtalya Gezimiz, 16-20. günler


16. gün: 31 Ağustos 2008: Lucca, Pisa, Vernazza

Floransa’dan ayrılıp saat 12 gibi ufak, tarihi bir kasaba olan Lucca’ya varıyoruz.





Lucca’da 1 saat kadar dolanıp ara sokaklarda bir fırından aldığımız yeşil zeytinli ekmekle öğle yemeğini geçiştiriyoruz ve yola devam ediyoruz. Önümüzde eğik kulesiyle ünlü Pisa şehri var.

Bu kadar yıl heryerde fotograflarını gördükten sonra açıkçası ikimize de pek ilginç gelmiyor, çevresinde kısa bir tur attıktan sonra ilginç bir coğrafya olan Cinque Terre’ye devam ediyoruz. Cinque Terre, kelime anlamı olarak “5 yer” demek. Karayolu ulaşımının çok zor olduğu, dağlık, dik, bunun sonucu olarak da inanılmaz virajlı bir bölge. Öyle ciddi bir ön araştırmamız olmadığından, bu 5 yerleşimden biri olan Vernazza’ya sapıyoruz.



İlk şok; bu virajlara araba nasıl sığıyor :) 2. şok; bu kıtıpiyoz odalara nasıl oluyor da gecelik 150 euro istiyorlar :)
Umut: Gel şu kilisenin bahçesine çadır atalım.
Demet: Yok ya olmaz ! Birşey derler ! Ya gece gelen olursa ?!!!
Sonuç, kiliseye çadır atıyoruz :)



17. gün: 1 Eylül 2008: Portofino, Cenova

Beleş konaklamanın da ödülü limanda güzel bir kahvaltı oluyor tabii ki :)


Sahilden devam ederek yine benzer kasabalardan geçip Portofino’ya varıyoruz, isminin kafamızda uyandırdığı cazibe maalesef canlısında yok. Ultra-lüks yatların demirlediği, dolayısıyla tüm kasabanın da bu zenginliğe ayak uydurup yarattığı bir tüketim cenneti.


Fazla oyalanmadan, Cenova’da hoş bir sebepten 4 gece geçireceğimiz kamping’e hava kararmadan varıyoruz.


18. gün: 2 Eylül 2008, Cenova
Kamp yerimiz şehrin 5 km kadar dışında olduğu için sahil şeridine paralel gelişmiş Genova’nın merkezine vapurla ulaşıyoruz.


Hemen merkezde bir akvaryum var, çok ünlüymüş, koccamanmış, görmeden olmaz :)

 

Öğleden sonra, bizim için manevi anlamı da büyük olan, Piazza de Ferrari’ye gidiyoruz. Mehmet dedemiz yıllarca gemilerde çalışmış, Avrupa’nın bütün limanlarını neredeyse gezmiş. Cenova da büyük liman ya, anlatırdı bize hep evde: “Cenova’ya her gittiğimde Piazza de Ferrari’ye gider, espresso’mu içerdim, sen de birgün mutlaka git”.


O gün o meydana gittik ve kahvemizi içerken dedeyi aradık.
Umut (yıl 2013): Rahmetli dedemle yaşadığımız çok duygulu güzel bir telefon konuşmasıydı...


19. gün: 3 Eylül 2008, Cenova

Kamp alanımız...


Olay aslında gece başlıyor. Güzelce çadırımıza geçip uykuya dalıyoruz, sabaha karşı bir gök gürültüsü ve yağmur sesiyle uyanıyoruz ki, çadırın içinde kağıt gemi yüzdürsen yüzmem demez, o tarz bir durum :) Meğerse çadırı koca kamp alanında çukura kurmuşuz, o çukur da yağan yağmurla havuz olmuş, havuzun ortasında da biz :) Bütün eşyaları toplayıp çamaşırhaneye sığınıyoruz. İşte o anlar:


Geceyi de aynı yerde geçiriyoruz, olayın faturası sabah çıkıyor, giysilerin kuruması için 2 gece daha Cenova’dayız :)
Günü şehrin sokaklarını dolaşarak geçirip bir de teleferikle tepelerden Cenova’ya bakıyoruz.


Akşamında gezinin ilk günlerinde tanıştığımız Francesco’lara akşam yemeğine davetliyiz. Bize pestolu makarna yapıyorlar tabi ki :)
Evlerine gitmeden önceki muhabbetten iki tane çocukları, isimlerden biri sheppard, olduğu sonucuna varıyoruz, hatta eve tatlı alacakken de kafa hesabı yapıyoruz. Eve vardığımızda ise ortada çocuk mocuk yok, sonradan anlaşılıyorki bahsettikleri, iki Alman kurdu köpekleri.
Demet: Şimdi ben bunu eve varıp köpekleri görünce anladım da, Umut’un evden çıkışta sorduğu soru şu:
Umut: “Eeeee, çocuklar neredeydi ?”
Demet: :)


20. gün: 4 Eylül 2008, Monaco, Nice, Cannes
Bugün Monaco’ya gidip Formula1’in yapıldığı caddelerde motosikletimizle turluyoruz.
Demet: Ben tabi konudan bihaber, Umut ise merakla caddeleri ve etrafı inceliyor...




Ardından Nice ve Cannes’a kadar devam edip akşamında tekrar Cenova’daki kampımıza geri dönüyoruz. Yarın buradan ayrılıp yolumuza devam edeceğiz, oysa kafetaryadaki amca ile birhayli dostluk kurmuştuk, 1-2 günden fazla kalınca, bir anda sahiplenmiştik orayı. Özleyeceğiz, umarız bir daha ziyaret etme şansımız olur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder