Pazar, Ocak 05, 2014

Bikaner sonrası Rajastan'a devam

Bikaner'den sonra 30. km, Rat Temple. Evet fareli tapınak, gorebildiğim yüzlercesi, göremediğim kesin 5-10 katı. Peki neden fareli tapınak? Efendim Hindular bu tapınakta 16. yüzyılda yaşayan yüce kişinin oğlunun kuyuya düşüp boğulduğunu anlatıyorlar. Rivayete göre bu yüce kişi, oğlunu ölümden ancak bir fare olarak geri döndürebilmiş. Ve onun soyundan gelecek tüm aile de bir sonraki hayatlarında fare olacaklarmış. Tapınağın bulunduğu kasabadaki insanların bir kısmı bu aileden olduklarına, dolayısıyla tapınaktaki farelerin ölen akrabaları olduklarına inanıyorlar! Enteresan tabi, 10 dakika yalınayak dolaştık, yeter dedik kaçtık :)

Günün devamında tenha, bazen çöl bazen köy manzaralı yollardan devam ederek havanın kararmasına yakın Jodhpur'a vardık.
Bu tip kalabalık şehirlerde hem şehrin tam göbeğindeki otellere arabayla ulaşmak ve park etmek oldukça sıkıntılı, hem de gürültüden bunalınca kaçacak yer olmuyor. Bu yüzden muavin hanımefendinin bulduğu otelden merkeze 2 gün boyunca bisikletle gidip geldik . Şehirliler, kendi kullandıkları büyük tekerlekli bisikletlere alışkınlar. Bizimkileri görünce epey meraklı gözlerle bakıyorlar ve bir süre yan yana sürüyoruz. Demet biraz tedirgin ve rahatsız oluyor böyle durumlardan hissettiğim kadarıyla, ama İngilizce bilenleriyle de yol üstü ufak sohbetler çok keyifli.
Şehir, ortasında kalenin yer aldığı yüksek tepenin etrafını sarmış. Kale hem savunma yapısı olarak dışardan, hem de hükümdarların saraylarıyla içerden çok etkileyici. Etrafı dolaşırken "Flying Fox" isimli firmanın faaliyeti özellikle ilgimi çekti. Kalenin burçlarından balkonlarına, oradan gölün karşısındaki tepeye uzanan çeşitli uzunluklarda çelik halatlar çekmiş. Bu halatlara özel bir giysiyle belinizden bağlanıp diğer uca kadar 20-30 sn gibi bir sürede kayıyorsunuz. Toplam 6 hat boyunca bir tepeden diğerine geçerek harika vakit geçirdik. Giderseniz kaçırmayın derim!
Şehir merkezine dönersek; yine çılgınca hareketli, kornaların susmadığı ve kaldırımların olmadığı daracık sokaklarda birsürü ufak tefek dükkan, sokak satıcıları, inekler, maymunlar... Aynı bölgede benzer şehirlerde biraz fazla dolanıp da o ilk şaşkınlığın verdiği heyecanı geride bıraktıktan sonra bu tarz mekanlardan pek keyif almamaya başladım açıkçası. Onun yerine akşamüstü otelin yanındaki spor kompleksine gittik. Kriket oynayanlar, paten kayanlar, işten çıkıp geldiği belli yürüyüş yapanlar... Oturup izledik bir süre. Sakince bitirdik günü.

Sabah kahvaltısndan sonra yola düştük yine. Hedef yaklaşık 200km güneydoğudaki Udaipur. Yollar yine seyrek bitki örtüsüyle başladı. Bir yerden sonra yükseklik artmaya, yollar virajlanmaya, etraftaki otellerin ve restoranların sayısı artmaya başladı.
Baktık ki milli parka girmişiz, bir dağı tırmanıyoruz. Öğrendik sadece bu dağda yaşayan birçok farklı hayvan türü varmış. Tabi motorlu bir araçla olunca sesi çok uzaklardan duyup toz oluyorlar. Birşeyler görebilmek için yürümek gerek.
Akşamüstü Udaipur'a vardık. Navigasyonumuzun azizliğine uğrayıp James Bond'un Octopussy filmindeki şehir sarayına bir giriş yapınca hemen askerler başımıza üşüştü. Tamam dedik, meraklısı değiliz, hemen uzaklaştık :)
Udaipur'da 4 gün geçirdik. Bir gün bisiklet, bir gün de at tepesinde, kalan 2 gün de göllere saraylara bakarak geçti. Bir de en önemlisi önümüzdeki ay güneye gideceğimiz uçak, tren, otobüslerin biletlerini aldık. Bu sefer kesin bırakıyoruz Delhi'de Tospaa'yı :)

Sabah Udaipur'dan ayrıldık. 4 günde gezerek tekrar Delhi'ye varacağız. Udaipur-Jaipur arası Hindistan'ın önemli bir ulaşım aksı. Dolayısıyla yol bölünmüş ve düzgün, fakat tabii ki yoğun. Soldan direksiyonlu arabayla Hindistan çok zor olacak diyordum fakat bölünmüş yollarda en ağır taşıt en sağdan, yani en hızlı gitmesi gereken şeritten gidiyor. Sebebi de şu, kasabalara yaklaşınca artan motosiklet, yaya ve hayvan trafiği sol şeridin sol yarısını kaplıyor, dolayısıyla kamyonlar sürekli sağdan gidince bu engellere takılmamış oluyorlar. Bu da bir tarz :) Durum böyle olunca "sollamalar" gayet kolay oluyor :)
Bu yolun bir kısmını daha önce diğer yönde yapmıştık ve yolda bir Mc Donalds ile karşılaşacağımızı biliyorduk. Öğle yemeği için hamburgerli hayaller kurmaya başladık. Kac km sonra variriz? Ben 80 dedim demet 70. Gittik gittik, 50 oldu, 60, 70, 80 oldu, yok. 100, 120, 150 oldu, hala yok... Sehre 10km kaldi, artik umidimizi kaybettik. Aclik da tavan yapmis, mutsuz bir sekilde Jaipur'un aksam trafigine giriyorduk ki solumuzda bi baskasini gorduk :-) Hem karinlar doydu, hem sehre dinlenmis ve mutlu girdik. Daha ne isterim...

Ertesi gun aksami 200km dogudaki, gocmen kuslarin bulusma noktasi Bharatpur Milli Parkina ulastik. Bir sonraki gun sabahtan aldik bisikletleri, once lastiklere guzelce hava vurdurduk. Bu arada "hava" kelimesi Hintçe'de de "hava". Motorlu tasitlarin, hatta parka kayitli olmayan rikşalarin bile giremedigi parktaki sessizlik harikaydi. İçlere dogru ilerledikçe kuş çeşitliliği arttı, insan sayısı azaldı. Bir ara bisikletleri elimizde ilerlettik ki gördüğümüz kuşlar sesi duyup uçmasınlar. Velhasıl akşamüstüne kadar hem spor oldu hem de uzun süredir Hindistan'da yaşayamadığımız sakin bir gün yaşamış olduk. Akşam birasını içerken ertesi gün katedeceğimiz dümdüz Delhi otobanını ve bir sonraki gün annemi karşılayıp yapacağımız 10 günlük turu düşündüm...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder