Çarşamba, Ekim 23, 2013

İsfahan ve Yazd öncesi kamplı geceler


Kashan'da çöllerle ve bölgenin yerel mimarisi saman-toprak karışımı ile kaplı evlerle tanışmıştık. Devam ettikçe coğrafya daha da enteresanlaştı ve 2 yerleşim yeri arasında yolun dışında hiçbirşey kalmadı. Sağımız solumuz çöl, bazen 30-40km mesafede aynı yolun dümdüz devam ettiğini görebiliyoruz. Bazen de bu devasa düzlüğü yırtıp da çıkmış gibi dik yamaçlı tepeler var. 



İlk durağımız İsfahan. Çöllerin ortasında, şaşırtıcı şekilde yeşil bir kent ve tarih dolu. Fakat bu yeşilliğin sebebi olan nehir, bir barajla suyunun diğer şehirlere de paylaştırılması için kesilmiş. Ülkenin en turistik şehri olmasına şaşırmamak lazım. Ve şehir düz, kaldırımlar da geniş olunca gezimizde ilk kez şehri bisikletle dolaşma fırsatı bulduk. 



Kashan'da tanıstıgımız Çek dostlarımız Michael ve Andrew ile Zerdüşt Tapınağına gittik. yine koca ovada aynı sivri tepeler.

Ertesi sabah Severin ve Ophelie ile birlikte yine düştük yollara. Hedefimiz Garmeh'e giden 450 km'lik yolu 2 gunde keyifli bir şekilde katedip, ilk akşam çölün ortasında bir yerlerde kamp yapabilmek. Bu yuzden 200. km'de anayoldan ayrılıp bir köy yoluna saptık ve 20 km ilerledikten sonra terkedilmiş, tuğla ve kerpiç kaplı; doğramaları, hatta çatıları bile olmayan, duvarları kısmen yıkık sapsarı bir köye ulaştık. 5km önce asfalttan toprağa dönen yolda daha fazla ilerlememek herkesin kafasındaki ortak düşünce, fakat rüzgardan korunmak için çadırları gece daha da esrarengiz olması kaçınılmaz bu evlerden birine yaslamak konuşulmasa da belli ki pek içimizden gelmedi. 5km daha ilerleyince yolun sağa tırmanırken oluşturduğu girinti bir anda hepimizin ilgisini çekti. Olur mu, bence olur. Arabaları şöyle koyalım ki rüzgarı keselim, ateşi de şurada yakarız, hop bir anda kampı kurduk. Akşam yemeğinde makarna ve patlıcan, ohh :)

First camp with Ophelie and Severin. Thank you both, hope to meet somewhere... 

Alone in the desert...


Tospaa iş başında :)

Gece 3, sabah 30 derece, çatlıycaz :)
Çöl gece 3-5 dereceye kadar soğumuş olmalı, sabah biraz boğaz ağrısıyla uyandım. Güneşin çıkmasıyla aşırı rahatsız eden güneşten korunmak için tentenin altında yapılan kahvaltının ardından Garmeh yoluna düştük. Öğleden sonra vardığımız bu köy gerçekten çölün ortasında bir vaha gibi. 

Thank You Severin :)

Her tarafta meyveleri olgunlaşmış palmiyeler, narlar... Biraz köyü dolaşıp rehber kitapta tavsiye edilen otele vardık fakat köydeki tek konaklama alternatifi olması sebebiyle fiyatlar uçmuş.. Uçmuş derken, Türkiye'de olsa güle oynaya birkaç gece kalınır fakat İran fiyatlarına adapte olmuşuz bir kere :) Bir önceki otelin 2, hatta 3 katını ödemek zor gelince yine kamp için uygun bir yer bakınıyoruz. Köy, dağın yamacıyla çölün kesiştiği noktada, yani sokaklardan yukarı tırmanınca belli ki hem köyü yukardan gören bir nokta, hem de heryeri yemyeşil eden bu suyun kaynağına ulaşılacak. Aynen de öyle oldu, tenha bir köşeye önce kamp attık, sonra da Demet'imin elinen bulgur pilavı yedik :) 

Demet, again chef of the camp :)
Gece başlayan rüzgarda kulaç tıkaçları bile yetersiz kalınca ara ara çadırı daha da germek gerekti. Biraz bölük pörçük uyudum ama palmiye dallarıyla yakılan kamp ateşiyle ve Fransız arkadaşlarla defalarca tokuşturulan çaylarıyla! her zamanki gibi yine akılda kalan otel değil kamp oldu.

2 yorum:

  1. Nefis! Acik soyliyim, ilk defa kiskandim, hem col kamplarini hem de tospayi, benzinli mi o? :)

    YanıtlaSil